KARACAOVA

Çocuklugumuzda annemizin anlattigi onlarinda, annelerinin, babalarinin anlattiklarindan hafizasinda kalan yerleri görmeye gidicektim. Yillardir özlem besledigimiz, 1924’te dedelerimizin zorunlu olarak terkettigi o topraklara ilk defa gidecektim. Selanikten, Karacovada yasayan arkadasim Christos’u aradim ve karacovaya geliyorum dedim, Terminalden Aridea (Sabusku) otobüsüne bindim. O güne kadar böyle bir heyecan hissettigimi hatirlamiyorum. Dedelerimizin yasadigi topraklara gidecektim, onlarin yasadigi yerleri görecektim. Otobüse bindim ve merakla etrafimi seyretmeye basladim yol boyunca. Nihayet bir buçuk süren yolculuktan sonra Karacovanin merkezine Aridea’ya ulastim. Arkadasim beni terminalden aldi. Ama sanki oralara daha önce gitmis gibiydim, sanki yillardir orasini biliyormusum gibi geldi. Ve Christos’un samimiyeti bana sanki oraliymisim gibi hissettirdi. Ben merakla Nivor (Neohiro) Köyüne gitmeyi bekliyordum. Christos ve esi Sule önce yemek yiyelim dediler. O kadar misafirperver insanlardi ki belki memleketimizde sayilidir bu sekilde hareket edecek insanlar. Bu samimiyette Osmanli dan kalma bir samimiyetti. Karacovada hala Osmanli medeniyeti yasaniyordu. Insanlar farkinda olmadan bizim kültürümüze sahip çikiyorlardi, kendi kültürü gibi kabullenmisler. Konustuklari dil bizim çocuklugumuzda ögrendigimiz dilin aynisiydi. Karacova dili bizim Pomakça dedigimiz Makedoncaya yakin bir dil. Onlar da hala bu dili konusuyorlar. Ve köylerin eski Türkçe isimlerini hala biliyorlardi. Yemek yedikten sonra nivora dogru yola çiktik, o kadar sevinçliydim ki oralari görecegim diye kelimelerle anlatilmaz. Benim sevincim Christos ve Suleye de yansidi yillardir yasadigi bu yerlere, sanki onlarda ilk defa gideceklermis gibi hissetmeye basladilar. Benim heyecanimi paylastilar ve anlatmaya basladilar, buralarin eski halini ve yapilan degisiklikleri. O kadar muazzam bir yerdi ki burasi, her taraf yemyesil ve o dedelerimizden kalma çinar agaçlari karsiladi bizi köyün girisinde. Yillara meydan okurcasina hala dimdik, onlara baktigimda sanki yillar önce dedelerimin burada yasadiklarini bana anlatakmis gibi geldi. Sagnak yagmur basladi köye girisimizle beraber. Arabadan merakla eski Türk evlerini, dedelerimizden kalma evleri aramaya basladim. Nivorda yani dedelerimin yasadigi bu köyde hala bir çok Türk evi var. Kimisi virane olmus yikilmis, kimisinde hala insanlar yasiyor. Dedelerimizin, ninelerimizin yillarca yasadiklari ve sonrada buranin yabancisiymis gibi kovulduklari evlerdi bu evler. Mimari dilleriyle konusuyorlardi sanki benimle, kimliklerini belli ediyorlardi. Dedelerimizin yaptigi belki benim dedeleriminde evini gördüm ama bilmedigim için arastiramadim. Dedelerimden kalma sadece bildigim, annemin bana anlattigi köyün ortasinda bir degirmen vardi. Bulmustum orayi köyün meydanindaydi çünkü… ve yasli bir çinar agaci vardi degirmenin yaninda hala eskisi gibi duruyordu. O heyecanla hemen annemi aradim. Anne dedim bahsettigin yeri buldum. Gerçekten mi? dedi annem ve sesi titremeye basladi. Heyecanlanmisti o da, anneannesinin çocukken sürekli anlattigi yerdi burasi… Degirmenin dibinde evleri de varmis fakat o ev yikilmis ve yerine yeni bir ev yapilmis degirmen de yenilenmis su anda ahir olarak kullaniliyor. Ama hala bir duvari dedelerimden kalma tas duvardi. Ve köyün ortasindan geçen su meshur dere. Birzamanlar dedelerimizin ayaklarini suya sokarak türküler söyledigi dilden dile dolasan o meshur dere artik alttan geçiyordu. Köye kanalizasyon yapmislar ve dereyi ordan geçirmisler. Bütün Türklerden kalma evleri tek tek dolastim. Sanki o evlerden birinde dedelerim beni karsilayacakmis gibi umutla dolastim onlardan kalma bir iz bulurum diye. Evleri çogu virane durumda, yikilmaya yüz tutmus. O gün öylece aksam olmustu. Ertesi gün sabahin erken saatinde, diger köyleri dolasmaya basladik. Önce daha önce de ismini duydugum, Kapini Köyüne gittik orasi kasaba haline gelmis ve Fustani köyü de buraya baglanmis. Ordan Gustunlup köyüne gittik, oradan vudinisa köyünden geçtik, oradan dedelerimizin Pazar için gittikleri Fustani köyüne geçtik. Oradan Tristanik köyüne geçtik, Tristanik köyünün halki da Türkiye’den göçme olduklari için hala orada Türkçe konusulmakta. En nihayet tekrar özlemini çektigim Nivor köyüne ulastik. Ama bugünde yagmur yagiyordu. Bugün biraz daha detayli bir arastirma yapip dedelerimizin kabirlerini buldum. Su anda tarla olarak kullanilmakta. Dedelerimin mezarlarinin üzerinde insanlar geziyorlar ve tarla yapmislar oralari bu durum beni çok üzdü. Ona ragmen o maneviyati hissedebilmek çok güzeldi. Mezarlik köyün çikisindaydi oradan ayrilmak zorunda kalmak çok kötüydü. Bizim köyün biraz ilerisinde yaklasik 1 klm. sonra Sevirni köyünden geçerek tekrar Sabuskuya geri döndük. Orada yasadigim iki günü ömrüm boyunca unutabilecegimi sanmiyorum.        YUKARI

ANASAYFA